Blog nedir? . . . Kendine blog oluştur ;)
info |
Yazılar arşiv 09.2008 Other entries in 2008-09 resimler , videolar
 
Sep
20
    
harikaufuk | 20 Eylül 2008 05:22 | 0 fav | etiket: , , , , , , , , , , , ,  

GÖZLERİNDEKİ YAKAMOZ 

Fesleğen kokulu anılar

Gözlerinde yakamoz sevgilim

Baktıkça derinliğinde kaybolurum

Umman mı desem volkan mı gözlerin?

Göz göze geldiğimiz zaman başlar

Uzak diyarlara yolculuğum! 

Ürkek gecelerin karanlığı mı

Yoksa küllenen yalnızlığım mı

Başımı döndüren?

Alevden anafor mu aşkımız

Tutunamadığım yaşamda?

Yankısız bir kuyu mu sevdamız?

Lavanta ferahlığında

Deli bir nehir mi

Beni benden alan?

Kor ateş mi yar mı beni yakan? 

Gül kokulu sevdamız

Gözlerinde yakamoz

Aşk mahmuru nazarların

İçime serinlik!

Ne yeşil, ne siyah,ne de mavi

Bakmayı bilen göz en güzeli!

Yedi iklim gezdim,

Görmedim benzerini!

Her sabah

Bir çift kumru

Kanat kanatGözlerinden gözlerime uçar,

Sıcaklığını getirir bana

Ve bende her gün yeniden yeşeren aşkı

Usanmadan ulaştırırSevdalı yüreğine!

Gözlerinde pırıltıdır aşkımız,

Ateş böceğisin tekdüze gecelerimde!

Aydınlanır seninleHüzün karanlığım! 

Şiir gözlüm,Gerçek aşk gözde başlar;

Sonra şelale olur duygular!

Söz dinlemez asi nehir,

Akar yürekten yüreğe

En sonunda yakamoz olur

Gözlerinde aşkımız!                      

HARİKA UFUK                    

 ADANA                     

 2004



 
Sep
20
    
    Değerli üçüncü yeni grubu üyeleri, şiir severler ve şair arkadaşlarım,     Bir süredir üçüncü yeni şiiri ve üçüncü yeni nesri adlı grupların üyesiyim. İyi ki üye olmuşum. Beni bu gruba yönlendiren şair arkadaşıma buradan binlerce teşekkür sunuyorum.     Hepimiz farkındayız ki son zamanlarda hem dil kirliliği, hem de dilde yozlaşma artmıştır. Anlamsız laf kalabalığını bize şiir diye yutturmaya çalışanların karşısında dimdik duruyoruz. Onlara Türk milletinin esas ölçüsü ile yazdığımız şiirlerle cevap vermeye çalışıyoruz. Sayımız belki çok değildir; ama yüreğimizdeki Türk dili ve şiir sevgisi, hece tutkusu kelimeler sığmayacak kadar çoktur.     Bildiğimiz gibi Türkiye’de kitap okuma istatistikleri pek iç açıcı sayılmaz. Özellikle de şiir kitapları çok fazla satmayan grupta yer alır. Hele hece şiiri yazıyorsanız kitabınızın satışı oldukça zordur. Biz bunları bilerek yola çıktık. Yolumuzun güllük gülistanlık olmadığını biliyorduk. Hatta sarp kayalar, çakıllar ve dikenlerle dolu engelli bir yolda ilerlediğimizin de farkındaydık. Önemli olan, kolaya kaçmak değildir; zoru başarmaktır. Bir söz vardır: ‘ zoru başarabilirim, imkânsız ise biraz zaman alır.’ Biz üçüncü yeniciler, zoru başardık. Şimdi ise imkânsızı başarmak üzereyiz.    Sevgili dost Sefa Koyuncu bizlere çok güzel bir öneri sunuyor. Diyor ki:     ‘Değerli Üçüncü Yeni şair ve yazar arkadaşlar. Üçüncü Yeni, ölçülü şiir ve kurallı nesre dönüş akımı mensupları olarak, her yıl, Ekim ayının üçüncü pazar günü farklı bir şehirde istişare toplantısı düzenlemeyi düşünüyoruz.
   Bu toplantıların ilkini de, bu yıl ekim ayının üçüncü Pazar günü (19 Ekim 2008), Mersin'de düzenlemek gibi bir fikrimiz var. Bu ilimizde Üçüncü Yeni'nin ciddi bir potansiyelinin bulunması, Mersin Şairler ve Yazarlar Derneği'nin (MEŞED) başkanı Sayın Abidin Güneyli'nin üyemiz olması ve başarılı yöneticilerimizden Afet Kırat Hanımın bu şehirde ikamet ediyor olması; bizi, ilk toplantımızı Mersin'de yapmaya yönelten sebepler arasında sayılabilir. İlk toplantımız, günübirlik ve birkaç saatlik, tanışma ve istişare toplantısı olacaktır. Tabiatıyla katılmak mecburî değildir; şartları uygun olan ve isteyen arkadaşlar katılır.
   Konuyu tartışmak ve değerlendirme yapmak üzere, bütün arkadaşların bilgisine sunuyorum.
Saygılarımla.       Sefa Koyuncu’    Ben bu fikre çok sıcak baktığımı dile getirdim. Biliriz ki ilkler insan hayatında çok önemli bir yere sahiptir. Bu ilk toplantıda imkânı olan bütün arkadaşlarımızı Mersin’de buluşmaya çağırıyoruz. Sayın Sefa Koyuncu’nun da belirttiği gibi fedakâr yöneticilerimizden Sayın Afet Kırat'ın ve Mersin Şairler ve Edebiyatçılar Derneği Başkanı Sayın Abidin Güneyli'nin Mersin’de ikamet etmeleri bu güzel ilimizde toplanmamız için yeterli bir sebeptir. Bu arada ikinci toplantımızın da Adana’da olmasını sevgili üçüncü yeni grubumuza öneriyorum. Şimdiden  ‘Hele ilkini gerçekleştirelim de…’ dediğinizi duyar gibiyim! Olsun, ben önceden söyleyeyim de…    Değerli şair, yazar, edebiyatçı ve her şeyden evvel üçüncü yenici Sayın Sefa Koyuncu Beyefendi daha önce çeşitli yerlerde yayınlanan ‘Bekilli’deki Festival de Festivaldi Hani!’ başlıklı yazıma atıfta bulunmuş ve cevaben demiş ki:   ‘Teşekkürler Harika, Üçüncü Yeni'nin ilk yıllık toplantısının Mersin'de
yapılması fikrine sıcak bakmana sevindim. "Bu konuyla ilgili bir yazı
yazacağım" demenden ise korktum. Bekilli'yle ilgili yazın gibi,
http://www.habernews.com/
"Üçüncü Yeni'nin Mersin Toplantısı da Toplantıydı Ha!" dersen, yandığımızın
resmidir. Şaka bir yana; bak Harika; şimdiden söyleyeyim, biz festival falan
düzenlemiyoruz. Minicik bir yıllık toplantı başlangıcı yapmak istiyoruz. O
da olacak mı olmayacak mı, olacaksa nasıl olacak henüz belli değil. Afet
Hanımın dediğine göre, bizim toplantı yapmayı düşündüğümüz tarihlerde (19 Ekim 2008 Pazar) Adana'da bir şiir şöleni düzenleme çalışmaları varmış ve bunun da henüz tarihi kesin değilmiş. Eğer tarihlerimiz çakışırsa, biz Üçüncü Yeni'nin ilk yıllık toplantısını başka bir sonbahara erteleyebiliriz.
Ancaaak! Harika Ufuk olarak, senin Üçüncü Yeni'ye şuurlu bir şekilde sahip çıkmandan, "Üçüncü Yeni grubuyla Mersin'de bir arada olmak mükemmel bir fikirdir" diyerek, fikrini açıkça söylemenden son derece memnunum. Ölçülü yazılanlara "şiir", serbest yazılanlara "şiirce" deme konusunda da seninle mutabıkız. Kısacası Harika bir Üçüncü Yeni'cisin! Seni candan tebrik ediyorum.
      Harika; Üçüncü Yeni konusunda yazacağın yazıyı da merakla bekliyorum!
    Bu arada, diğer arkadaşların da, Üçüncü Yeni'nin ilk yıllık toplantısı
hakkındaki fikirlerini öğrenmek isteriz. Herkes düşüncesini söylerse, bizim için en uygun olan yolu bulma konusunda bize ışık tutmuş olur.
Saygılarımla. Sefa Koyuncu ‘  Sayın Sefa Koyuncu, lütfen korkmayınız. Bekilli Festivali ile ilgili tek şikâyetçi ben değilim. O kadar çok şikâyet eden ve benden sonra da bunu dile getiren var ki! Mesela Ankara'dan şair, yazar Sayın Ahmet Canbaba; Aydın'dan  şair, yazar Sayın Kerim Özbekler de bu konudaki şikâyetlerini yazılı olarak dile getirdiler.    Bizim Mersin’deki etkinliğimizin durumu farklı elbette… İsteyen, kendi imkânlarıyla katılabilir. Bir yerde oturup yemek yiyebiliriz veya çay içebiliriz. Herkes bunu kendi imkânı ile gerçekleştireceğini bilirse neden sorun olsun?   Bekilli’deki Aşk ve Şarap Şiirleri Festivalinde yol paramızı kendimizin ödeyeceğini biliyorduk. Bu konuda şikâyetçi olmadım. Yurtta kalınacağını da biliyorduk ama herkesin eşit şartlarda ve aynı yurtta kalacağını sanıyorduk.    Benim kızdığım konu eşitsizlik ve ilgisizlikti!
       Adana’da yapılacak festival ile ilgili bir fikrim yoktur. Oysa ben Çukurova Halk Ozanları Kültür ve Araştırma Derneği 2. başkanıyım. Çukurova Edebiyatçılar Derneği’nin üyesiyim. Özgür Pencere’nin üyesiyim. Üstelik işin komik tarafı etkinliği yapacağı belirtilen Adana Kültür Sanat Derneği’nin denetim kurulu asil üyesiyim. Böyle bir etkinlikten haberimiz yoktur. Bir karışıklık olmasın diye dernek başkanlarıyla da görüştüm; kimsenin bu konuda bilgisinin ve ilgisinin olmadığını öğrendim. Duyuruyu yaptıkları belirtilen kişiler de Adana Kültür Sanat Derneği’nin üyesi dahi değillerdir. Sanırım bu konuda bir karışıklık var. Bizi bu konu ilgilendirmiyor.
     Kısaca diyorum ki tanışma adına, şiir adına düzenlenecek bu toplantı çok yararlı olacaktır. Şimdi sadece yazılarınızla, şiirlerinizle vesikalık fotoğraflarınızla tanıdığım sizleri gerçek hayatta da tanımak istiyorum. Umarım siz de benimle aynı fikirdesinizdir. Hadi o zaman 19 Ekim 2008 Pazar günü Mersin’ de buluşalım. Hem Sayın Abidin Güneyli Beyefendi de belki bize Maki Dergisi’nin son sayısını hediye edebilir; benden Adana kebabı istemeyin sakın! Mersin’de toplantı, unutmayın!   Saygılarımla… ADANA 05.09.2008    

HARİKA UFUK

NOT: TOPLANTIMIZ 25 EKİM 2008 CUMARTESİ GÜNÜNE ALINMIŞTIR.  


 
Sep
20
    
HARİKA 
 
 
 
 
   BEKİLLİ’DEKİ FESTİVAL DE FESTİVALDİ HANİ!      İlkokul ikinci sınıftan beri şiir yazarım. İlk yazdıklarımı önce annem ve babamla, sonra öğretmenimle paylaştım. Zaman geçtikçe paylaşımlarım arttı. Ortaokul ve lise(öğretmen lisesi)yıllarımda öğretmenlerimin dikkatini çektim. Onların teşvikleriyle şiir yarışmalarına katıldım. Çeşitli dereceler ve ödüller kazandım. Yıllar geçti ama içimdeki şiir aşkı sönmedi; üstelik her gün artarak devam etti. Zamanla katıldığım yarışmaların çapları da büyüdü. Türkiye çapında yapılan büyük yarışmalarda birincilik, ikincilik gibi çeşitli dereceler ve ödüller almaya başladım. Artık festivallere, şenliklere, şiir bayramlarına katılıyordum. Bu tarz etkinlikler, değişik illerde yaşayan birbirlerinden haberdar olmayan ozanları bir araya getirerek sanata büyük katkı sağladığı gibi ismen bildiğimiz, şahsen tanımadığımız değerli sanatçılarla tanışma olanağı da sağlıyor. Yeni yerler görmenin, yeni insanlarla tanışmanın hazzı da bambaşka!     İlk katıldığım il dışı etkinlik; Karslı Murat Çobanoğlu Âşıklar Bayramı’dır. Oraya hiç tereddütsüz gittim. Altıncı hissim içimde tereddüt oluşmasına imkân vermedi. İyi ki gitmişim. Kars’ta öyle bir organizasyon var ki bu organizasyondan sadece Türkiye değil, bütün dünya örnek almalıdır.İlkini Çobanoğlu’nun ölümünden 40 gün sonra düzenlemişler. Haberdar olmadığım için katılamadım. Bu kadar kısa sürede bu kadar harika bir organizasyon büyük başarıdır. İkinci yıl yaptıkları etkinliğe de katıldım. Daha otobüsten iner inmez bizi otogarda karşıladılar. Valizlerimizi belediyenin tahsis ettiği otobüslere yerleştirdiler. Bizlere de güler yüzle hizmet ettiler. Kalacağımız yerler ellerindeki listelerde yazılıydı. İmza aldılar. Böylece gelenler, gelmeyenler ve gelecek olanları karışıklığa meydan vermeden sınıflandırmış oldular. Otellerimize gittiğimizde orada kentin belediye görevlileri bizleri karşıladı. Hal hatır sordular. Kahvaltı ve yemek saatlerimiz belirtildi. Hangi gün ne yapılacağını biliyorduk.Öğleden sonra yapılan toplantıda genel açıklamalar yapıldıktan sonra evraklar dağıtıldı. Sultan Aydın'ın bizleri rahat ettirmek  için aç susuz bütün gücüyle çalışmasını takdir ve teşekkürlerle her zaman anlatırım. Kim hangi dalda, hangi günde, hangi saatte yarışacaksa her şey kitapçıkta yazılıydı. Kafamızdaki soruların cevaplarını da anında alabiliyorduk. Üstelik sayımız oldukça kabarıktı. Sanırım 220 kişiydik. Kars Belediye Başkanı Sayın NAİF ALİBEYOĞLU bir ilki başarmış. Böyle bir organizasyon Kars dışında hiçbir yerde yok! Bu organizasyonun benzeri Türkiye’de olmadığı gibi dünyada da yok. 220 kişinin en güzel otellerde ağırlanması, çok zengin açık büfe kahvaltı verilmesi, mükellef öğlen ve akşam yemeklerinin birlik ve beraberlik içinde kaynaşarak yenmesi çok güzeldi. Ulaşım paralarının son kuruşuna kadar ödenmesi, dereceye girenlere paranın yanı sıra çeşitli anlamlı ödüller sunulması, en yaşlı, en genç ve bayan katılımcılara da para ve onur ödülleri verilmesi bende sevinç ve çok büyük şaşkınlık yarattı. Ayrıca daha yarışma başlamadan bütün katılımcıları plâket, çeyrek altın ve madalya ile onurlandırıyorlar.    4.5.6. Mayıs 2008’de düzenlenen bu yılki etkinliklerinde 320 ozana ev sahipliği yaptılar. Üstelik bu yılki uluslar arası bir yarışma idi. Türkiye’nin her köşesinden akın akın âşıklar, ozanlar, şairler Serhat Kars’ımızda toplandık. Kosova, Almanya, Fransa, Azerbaycan, Gürcistan ve hatırlayamadığım pek çok ülkeden katılımcılar vardı. Yine aynı içtenlikle kucaklandık, ağırlandık.   Ben üç yıldır Kars’taki etkinliklere katılıyorum. Bu konuda televizyonlarda çok fazla dile getirmiştim ama kaleme almamıştım. Şimdi ise kaleme almam gerekti.    Bu yıl dördüncüsü düzenlenen Kars'taki etkinlikle bu yıl sekizincisi düzenlenen Bekilli festivalinin karşılaştırılmasına sebep olan olaya gelelim. İnternet üzerinden bir siteye girerek kaydolduk, şiirlerimizi yine internet üzerinden yolladık. Kızım da yarışmacı olarak katılacaktı ama şiir yollama süresini geçirdiği için konuk olarak katıldı. Yol masrafları bize, kalacak yer ve üç öğün yemek onlara aitmiş. Olsun, dedik. Şiir var ya; yurdumuzun her köşesini tanıma isteği var ya; vatan, millet aşkımız var ya!   '' 21. yüzyıl Hayyamları aranıyor!''görkemli sloganıyla Bekilli 8.Aşk, Şarap ve Şiir Festivali düzenleniyor! 22.23.24. Ağustos 2008'ta... Ne güzel, dedik!   15 saatlik yorucu bir yolculuktan sonra Denizli'nin ilçesi Bekilli’ye vardık. Karşılama komitesi filan yoktu. Bir grup şair ve müzisyenle tesadüfen aynı otobüsle Bekilli’ye gelmiştik. Sonradan öğrendiğimize göre etkinliğe para almadan sadece yol masrafları ve oradaki yemek, yatak ihtiyaçlarının karşılanması koşuluyla gelen bir rock grubu vardı. Pırıl pırıl gençler, işlerini seviyorlar, üniversitede okuyorlar üstelik! Hayran kaldım onlara. Gruplarının adı DREDNAT idi. İlk gece sahne alacaklardı. Assolist Muazzez Ersoy’dan önce çıktılar. İngilizce parçaların yanı sıra çok güzel Türkçe parçalar da söylediler. Hele ‘’nargilem duman duman’’ bizleri eskilere götürdü. Cem Karaca’nın ‘’hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar’’ adlı eseri geçmişteki yolculuğumuza keyif kattı.     Neyse… Çocuklarla aynı arabadaydık. Onları karşılayan da yoktu. Güneşin altında bekledik sahipsizce… Bizimle aynı arabada Bekilli’ye gelen Davut Cömert sağa sola koşturdu, komiteden birini buldu. Uzun bir aradan sonra bir bakkal dükkânının önüne götürüldük. Birer gazoz içerek uzun süre bekledik. Bu arada Davut Cömert Ankara’dan katılan Pakize Altan’ı alarak ‘’Seni oraya götüreyim.’’ Dedi. Ben de ''Nereye gidiyorsanız biz de gidelim.'' dedim. Yok, dediler. O, başka yerde kalacak. Anlayamadım. Sonra Tuncay Mankır geldi. Bekilli Belediye Başkanının şoförü Soner Beyle bizi kalacağımız yere yolladı. Bir de baktım ki, Bekilli’den çıkıyoruz. Bekilli çok gerilerde kalmıştı... Evlerin kırmızı çatıları görünüyordu artık!Kredi Yurtlar Kurumu’nun öğrenci yurduymuş kalacağımız yer. Kız ve erkek bölümleri olmak üzere iki ayrı ancak yan yana giriş var. Biz kızımla bayanlar kısmına geçtik. Baktık, erkekler de oradalar. Tuvalet ve banyoyu bay ve bayan ortak kullanıyor, üstelik kapılar da bozuk. Aralık kalıyor. Odaya gittik. 6 kişilik ranza sistemi. Kapıların kilitleri yok. Her şey Allah’a emanet! Bol bol dua ettim, bu etkinlikten maddi ve manevi zarar görmeden kurtulmayı diledim. Sonra baktım ki bu yıl ilk kez katılan arkadaşlar da dâhil Adana'dan gelenlerin hiçbiri yok yurtta… Tuncay beyi aradım. ''Burası şehir dışında, diğer arkadaşlar nerede kalıyorlarsa biz de orada kalsak, genç kızımla ben burada nasıl yaparım?'' dedim olabildiğince yumuşak tonda… Bana bağırdı. Gelmeseydiniz dedi, yurtta kalacağınızı biliyordunuz.    EVET, YURTTA KALACAĞIMIZI BİLİYORDUK AMA BİLMEDİKLERİMİZ DE VARDI:1 ) Yurdun bu kadar uzak ve yokuş olduğunu bilmiyorduk.2 ) Herkesin aynı yurtta kalacağını sanıyorduk. Katılımcılar arasında ayırım yapılacağı aklımıza gelmemişti.3 ) Aynı ilden gelenlerden sadece iki bayanın dışlanacağını düşünmemiştik.4 ) Bekilli’deki Aşk ve Şarap Festivaline Adana’dan katılan konuk bir bayanın damgasını bu denli vurmuş olacağını düşünemezdik. Çünkü ondan icazet almayanlar onların kaldığı mekânda konuk olamıyordu. Sevdiklerini ve sevmediklerini iki grupta toplamıştı. Onun istedikleri cennetlik, istemedikleri cehennemlikti. Biz de bu mübarek insanın af ve marifetinden nasiplenemeyenlerdendik. Yüce kişi; Emine Tarçın adlı arkadaşımızı istememiş, onu gene merkezde ama başka bir eve yerleştirmişler.5 ) Yurtta baylar ve bayanların aynı katlarda kalacağını düşünemezdik. Kapıların kilitsiz olduğunu bilemezdik. Aynı tuvalet ve banyonun ortak olarak kullanılacağını aklımıza getiremezdik.6 ) Yol parasını cebinden ödeyip de festivale davetli olan orta yaşlı bir bayana, edebiyat öğretmenine, Türkiye dereceleri olan bir şaire, yapılan araştırmalarda Türkiye’nin en önemli 109 kadın şairinden biri olan kişiye; hoş geldiniz yerine ‘’gelmeseydiniz’’ deneceğini düşünemezdik.7 ) Üç öğün yemek verileceğini söyleyip de üç gün için beş fiş verileceğini bilemezdik elbette… (İçecekler yemeğe dâhil olmadığı gibi yemekler doyurucu da değildi. Bazen iki menü almamız gerekiyordu.)    8 ) Bu arada Kaymakam Bey'e sonsuz teşekkürler… Kaymakam Bey, bizlerle ilgilendiğinde Bekilli Belediye Başkanı da yanındaydı. Anlattıklarımızı ilgiyle dinlediler. Eminim seneye bu aksaklıklar düzeltilecektir. Bu konuda değerli kaymakamımıza güveniyoruz.9 ) Bekilli halkı gerçekten çok cana yakın ve misafirperverler. Bize ellerinden geldiğince destek oldular. Özellikle Sakallı Mustafa Bey’e, Bekilli otogarındaki Günay Bey’e ve Bekilli halkına sonsuz sevgilerimi sunarım.10 ) Bu yazıyı yazmamın sebebi bundan sonra nerede ve ne konuda olursa olsun etkinlik yapacak olanları ve katılacak kişileri uyarmaktır. Her yere gidilmez. Sanat ayaklar altında eziliyorsa hiç gidilmez. Şairlik bu kadar ucuz değildir, insan bu kadar ucuz değildir. Önemli olan insanları rastgele yerlerde toplamak değil, onlara kalacakları sağlıklı ortamı da sağlamak olmalıdır. Şairliğin baş tacı edildiği etkinliklerde buluşmak üzere hoşça kalınız. SON SÖZ: BENCE ETKİNLİK YAPIYORSANIZ YA İNSANLARI KIRMADAN, ÜZMEDEN, AYIRIMCILIK YAPMADAN TAM ANLAMIYLA YAPIN; YA DA BECEREMİYORSANIZ HİÇ YAPMAYIN!HARİKA UFUK 26.08.2008              
 


 
Sep
20
    
harikaufuk | 20 Eylül 2008 04:58 | 0 fav | etiket: , , , , , , , , , ,  
HAYATIN TUZU     Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikâyet etmesinden bıkmıştır. Birgün çırağını tuz almaya gönderir.
    Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyler.
   Çırak, yaşlı adamın söylediğini yapar ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başlar.

   "Tadı nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle "acı" diye cevap verir. Usta, gülümseyerek çırağını kolundan tutar ve dışarı çıkarır. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürür ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp gölden su içmesini söyler. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken ustası aynı soruyu sorar:
"Tadı nasıl?"
"Ferahlatıcı!" diye cevap verir genç çırak.
Yaşlı adam; "Tuzun tadını aldın mı?" diye sorar. Çırağı " Hayır!" diye cevaplar.
     Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturur ve şöyle der:
    "Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının şiddeti, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Acın olduğunda yapman gereken, acı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."  
         Bu bilgece sözleri içeren kıssayı günlerdir düşünüyorum. Bilge kişilerin acılara nasıl tahammül edebildiklerini artık daha iyi anlayabiliyorum.         Bizler bazen acılara tahammül etmeyi göze alamıyoruz. Bazen de bu acıları o kadar kanıksıyoruz ki acısız yaşam monotonlaşıyor. Biz de kendimize acılar icat etmeye başlıyoruz. Çoğumuzda hayatından memnun olmama halleri baş gösteriyor. Arabesk şarkılar da yangına körükle gidiyor. Hep birlikte ‘batsın bu dünya’ diyoruz. Bu dünya batmasın, el ele vererek dünyayı güzelleştirelim. Önce iç dünyamızı güzelleştirerek işe koyulalım. İçimizdeki olumsuz duyguları ve hayata karamsar bakmayı bir kenara bırakalım. Her gün elde edemediklerimizi düşünerek kahrolacağımıza, elimizdekilerin değerini düşünerek şükredelim.       Annemiz, babamız hayatta iseler; bir ailemiz, dostlarımız, bizi seven birileri varsa; para kazanabiliyorsak, aç ve açıkta değilsek mutlu olmamız gerekmez mi? Bunlara sahip olamayan milyonlarca insanın var olduğunu unutmayalım.     Elimiz ayağımız tutuyorsa bundan daha güzel ne olabilir? Derdimizi anlatabiliyorsak, en azından içimizi dökebileceğimiz biri varsa inanın bu bile çok büyük bir nimettir. Sağlıklı olmanın değerini ne ile ölçebiliriz ki!        Sağlığımın değerini bu yıl ocak ayında çok daha iyi anladım. Ağır bir ameliyat geçirdim. Doktor, yakınlarıma:‘Hastayı kaybedebiliriz. Durumu kötü! ’demiş. Benim bu olaylardan tabii ki hiç haberim yoktu. Gözümü açtığımda sevdiklerim başucumdaydılar. Ben ise kurtulmuş olmanın mutluluğu ve çektiğim acıların dayanılmazlığı arasındaydım. İyileşme sürecim çok uzun sürdü. Hatta şu anda bile bazı sağlık sorunlarım devam ediyor ama en azından hayattayım, yatağa bağlı değilim, artık kendi işimi kendim görebiliyorum. Birilerine ve yatağa bağlı olarak yaşamanın zorluğunu tattığım için sağlığın önemini daha iyi kavradım. Bu nedenle Allah’ıma her gün şükrediyorum.      Zaten başımıza gelen her sorun karşısında ‘Eskiden ne kadar iyiydik, mutluyduk o zamanlar…’diyoruz. Oysa o zamanlar da ufacık problemleri gözümüzde büyütmüyor muyduk?    O halde gelin bugün elde edemediklerimizi bir kenara bırakalım. Elimizdekileri düşünelim. Elinizdekilerden hangisini feda etmeyi göze alırdınız? Ben şahsen hiçbirini feda etmem. Zaten çalışırsam isteklerime ulaşabilirim. Bunu hemen başaramayabilirim. Beklemeyi de bilmem gerekir.     Bizler, acıları göle atmayı öğrenelim. Hayat hep tatlı olsaydı zaten kıymetini bilemezdik. Yaşanan olumsuzluklar karşısında hayata daha sıkı sarılmak gerekmez mi? Bugünden itibaren bunu bir düşünelim. Bence hayatımız daha da güzelleşecektir. Olaylar değişmese bile bakış açımız değişirse pusula mutluluğu işaret edebilir.     Yazımı Montaigne ’nin güzel bir sözüyle noktalamak istiyorum:     ‘ Mutluluk, varılacak bir istasyon değildir; bir yaşam biçimidir.’   Saygılarımla… HARİKA UFUKADANA07.09.2008